Kendin olmanın cazibesi…

İnsan neden kendi olmak ister? Ya da neden kendi olamaz? İnsanın kendini tanıması ve kendi içindeki bütünlükçül Ruh’a ulaşması önemli…
Bazen, bazı hanımlar görürüm. Öyle belli olur ki yüzünden kendini yaşamadığı…
Çocukluğundan bu yana, hep birilerinin emri altında yapılan gelecek planları. Haramlaştırılan helaller…
Yüzündeki her iz, başkalarının hayatına adanmış gibidir. Her çizgi yorulmuş, ömründen bir parçasını almıştır adeta…
Evet kendi olmak ister insan. Aklı, ruhu, kalbi dengede olsun ister. İçi nasılsa, dışı da o olsun. Yalan ve riyâdan uzak, olduğu gibi olmak, kendi içinde dengede kalmak ister.
Başkalarına da yaslanmaz kendi olan. Başkalarının kanatlarının altında değil. Kendi kanatlarıyla uçmayı seçer.
Zordur kendin olmak. Sorumluluk gerektirir. Başkalarının seçimleri, değil, kendi kararların vardır senaryoda. Ve başrolü sen oynarsın. İyi, kötü, doğru, yanlış hepsiyle başa çıkar, kabullenir ve öğrenirsin.
Yaşayarak, özümseyerek, tabiri caizse konunun özetinin değil, özünün farkına vararak öğrenirsin. Ve biraz daha iyileşir sendeki sen. Biraz daha gelişir, hep daha iyiyedir yolculuğun. İyi niyetle olursa kararların, yolların da ona göre tam da sana göre olacaktır. Senin en iyi versiyonuna ulaşman için kader sana yardım edecektir merak etme.
Böylece taşıdığın her duygu, sana ait olacak. Bedenin ise senin yaşamının izlerini taşıyacak üzerinde.
Sen de ne varsa gerçekten senin olan bir yaşam ne muhteşem değil mi?
Hiç bir insanı ilahlaştırmadığımız, yaşadıklarımız için kimseyi suçlamadığımız ve sorumluluğunu a’dan z’ye üstlendiğimiz bir yaşam…
Peki insan neden kendi olamaz?
Bunun bir kaç sebebi var aslında.
En başta sınırlar ve hayır diyememek. Karşımızdaki kişilere karşı ‘yanlış anlar, ayıp olur, ne düşünür şimdi’ gibi bahanelerle söyleyemediklerimiz. Hayır diyemediğimiz boş telefon muhabbetleri, sıkıcı dedikodular, çat kapı misafirler, uzun uzadıya dizi, kıyafet ve yemek muhabbetleri…
Sonrasında korkularımız, tembelliklerimiz dostlar, öğrenilmiş çaresizliklerle bize dayatılan hayatlar ve hayır diyemeyişlerimiz.
Bir çok insan farkında bile değil kendinin. Başkalarının sorumluluklarını kendi sorumluluğu üzerine almış ve bunu da görevi zanneden insanlarla dolu etraf. Bu demek değil ki ‘yardım etmeyin, başı sıkışana kol kanat germeyin.’
Denge dostlar, denge. Demem o ki; yaşamınıza sıkı tutunun. Ne nefsinizin ne de başkalarının kölesi değil, kendinizin efendisi olun.
Kendiniz olun ama efendi olun…:)
Bâki muhabbetlerimle canlar…