ANDA KALMANIN MUCİZESİ…
Her birimiz anda kalmak ile ilgili birçok şey dinliyoruz.
Özellikle günümüzde anda kalın, ben anı yaşayanlardanım söylemlerini çok duyuyoruz. Kim ne kadar başarabiliyor ya da ne kadar başardığımızı sanıyoruz bilemem ama bu konudan bahsetmesem olmazdı.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla namazdan bahsediyorduk. Diyeceksiniz ki; namazdan konu nasıl buraya geldi?
Şöyle bir cümle kurdu bana.
“Aslında insan beş vakit namazdan sorumlu değil, sadece bulunduğu vaktin namazından sorumlu.”
Bu cümle öyle kapılar açtı ki zihnimde. Bir hafiflik, bir şükür ve yüklerden arınma senfonisi adeta…
Anda kalmak, o anın sorumluluğunu almak, gelecek ve geçmiş gaygısından uzak kalmak…
İnsanların birçoğu endişe ve zihnindeki soru işaretleriyle yaşıyor. Geçmişin elden gitmesi ve geleceğin bilinmezliklerinin çatışması…
Ve hayat, yük olarak taşınmak zorunda olan ağırlıklar olarak sırtımızda. Biz istediğimiz yere kaçsak da ağırlıkları zamanla doğru orantılı olarak artmakta ve adeta belimizi bükmekte.
Ne yapacağız peki, düşünmeyelim mi geleceğimizi?
Bu durumla alakalı diyebileceğim bir sırrımı açmak istiyorum sizlere…
15-16 yaşlarında birçok kişi gibi zihnimde deli soruların yaşandığı bir dönemden geçmiştim. Ya inanıp devam edecektim ya da sorgudan vazgeçecektim.
İmanın sorumluluğu vardı, imansızlığında…
İmansızlığınki bir dağın zirvesinden kendini bırakmak gibi ruhumu altüst ediyordu.
Aylar süren sancılardan sonra şöyle demiştim kendime.“Bir karar ver, kabül ettiysen sıra yapman gerekende, nasıl yaşaman gerekiyorsa öyle yaşamaya gayret et. “
Sürekli bir sorgulamada olmak beni uçurumun kenarındaymışım gibi hissettiriyordu ve bu his beni çok yoruyordu.Bırakacaktım kendimle cebelleşmeyi, verilen zaman nimetinin kıymetini bilecek, altını elmasa çevirecektim.
Yaşayacak, anda kalacaktım. Yoksa israf ederdim ömür denen sermayemi. Ne tadını alabilir ne de tam olarak hissedebilirdim yaşadığımı…
Ağlanacaksa izin verecektim gözyaşlarıma, güleceksem en içten kahkahalarımı savuracaktım semaya, namazım varsa kabe önümde durmalı, iyilik yapıyorsam kimse şahit olmamalı, zikir ederken kimseden utanmamalıydım.
Söz vermiştim…
Yaşanacaksa eğer hakkıyla yaşanmalıydı her şey. Anın hakkını vermeliydim.
Yaşamak şimdiydi, şuandı. Ve o da bir zaman sonra geçmiş olacaktı…
Anlayacağınız anda kalmak günü değerli kılmaktı, sermayeyi boşa tüketmemek. Tabiri caizsse yaşamaktı benim gözümde.
Bu arada konunun benim imanımla ya da ibadetlerimle ilgisi yok…:))
Anda kalalım, değerlerimize değer katalım dostlar.
Kalın sağlıcakla…