Bilmenin Mutluluğu



Merhabalar değerli dostlarım. Hepimiz, kendimizi geliştirmek isteriz. İnsanlarımız tahsilli olsun, cahil olmasın isteriz. Anne babalar, eğitimciler çocukların okumasını ister.

Bugünkü yazımıza birkaç soruyla başlamak istiyorum.

Peki, bilen insan daha mutlu olur mu?

Tahsili arttıkça daha huzurlu olabilir mi?

Bildikçe hiç hata yapmaz duruma gelebilir mi?

Bilen insan daha umutlu mudur?

Bildikçe değişmez mi insan?

Bilip değiştikçe insan, bu sefer de sen çok değiştin denmez mi?

Neden mi bunları soruyorum?

Buyurun lütfen. Okuyup birlikte karar verelim.

Bilge biriyle, bir cahil karşılaşmışlar ve cahil kişi üstada bakıp demiş ki:

  • Herkes sana akıl danışıyor ama sen neden kendin bu kadar çok hata yapıyorsun?
  • Yüzündeki bu acıların sebebi ne?
  • Neden bu kadar sıkıntılısın?

Üstad cevap vermiş:

-Herkesin bana akıl danıştığı doğrudur ama hayatta bazı hatalar vardır ki yapılması gerekir, bazıları vardır ki gönül öyle ister akıl ne derse fayda etmez ve bazıları gönül işidir ki onun önüne engel olmaz. İşte ben, bazen bunları bile bile yaptığımdan hem dikenli yolda yürürüm hem de canımı yakarım. İşte halim bu. Çok bildiğim için çok canım yanar ve bu sebeple de hiç yüzüm gülmez demiş. Çok bilmek çok can acıtır evlat, sen de öğren der.

Hayatın her adımında bu böyledir. İşi çok iyi bilen biri aynı işi bilmeyenlerin elinde gördüğünde içi yanar, çıkılan yolculukların sonunu bilen biri o yola çıkanlara acıyarak bakar, çok akıllı olan biri akılsızların her hareketinden canını sıkar.

Hayatta bazen bilmemek, bazen görmemek, bazen duymamak, bazen gitmemek ve gelmemek can rahatlığının sebebidir.*

Peki öyleyse okumak, araştırmak, sormak, soruşturmak, görünenin ardındaki hikmeti aramak, tahsil yapmak bunlar kötüdür mü diyorum.

Hayır, kötüdür demiyorum. Bilakis iyidir diyorum.

Mutluluk, huzur, umut sığ sularda yaşayan insanların hakkı mıdır sadece?

Değildir.

Kimin hakkıdır?

 Bakalım birlikte.

Bir bilim adamı, her sabah kalktığında aklım acıyor, aklım acıyor dermiş. Öğrencilerinden biri bu bilim adamına yani hocasına yaklaşmaya çekinirmiş. Ancak hocasının aklının acımasıyla ilgili ne demek istediğini anlamazmış. Çünkü akıl elle tutulur, gözle görülür bir şey olmadığı için nasıl acıyabilir diye merak ediyormuş.

İnsanın aklı nasıl acır?  

Bu arada merakı gittikçe artan öğrenci; çeşitli kaynakları araştırmış, kütüphanelere gitmiş, internette araştırmalar yapmış ama aklın acımasıyla ilgili herhangi bir bilgi bulamamış. Sonunda cesaretini toplamış ve hocasına sormaya karar vermiş. Hocası bir gün sabah saatlerinde derse başlarken yine aklım acıyor, aklım acıyor demeye başlamış. Bunu fırsat bilen öğrencisi hocasına yaklaşmış ve şöyle sormuş:

 -Neden böyle dersiniz?

-Akıl nasıl acır?

Hocası tebessüm etmiş ve demiş ki:

-Her gün güneşin doğuşuna tebessüm ederim ve bir gün güneşin doğmayacağını bilirim.

 Etrafına bak.

Her gün insanlar hayatlarında ne yanlışlar yapıyorlar görüyorum. Bu yapılan yanlışların gelecekte onlara nasıl problemler oluşturacağını biliyorum ama hiç birisini değiştiremiyorum.

İşte insanın aklı böyle acır.

 Değerli dostlarım bildikleriniz, görebildikleriniz arttıkça aklınız acıyacak. Bundan kaçış yok.

Bilmek, bilmekten kaynaklı acıyı kontrol altında tutabilme becerisini de gerektiriyor.

Cesaretiniz varsa açın bilincinizi.

Bu kadar bilinci kapatmışın arasına.

Sınır ve sınırlılıklarımızı bilerek tabi ki.

Ya da iğnesine razı olmadığın kovana çomak sokmazsın olur biter.

Ne dersiniz?

Aklımız acımalı mı?

Görüşmek üzere…

Kaynak:* www.engelliler.biz