ÇOCUK VE SAVAŞ

Böyle çıtır pıtır
           Çıtırdamazdı ocaklar
           Sen olmasan.
           Mırıl mırıl
           Ninni bilmezdi dudaklar
           Sen olmasan.
           Neye yarardı oyuncaklar
           Sen olmasan.
           Ve soğurdu, yavrum, kucaklar
           Sen olmasan.[1]

Okuduğunuz mısralar Arif Nihat Asya’nın “Çocuk” isimli şiirinden. “Soğurdu, yavrum, kucaklar sen olmasan.” Bu mısrada usta şair, çocuk sevgisinin insanı ısıttığını ve yürekleri merhamete celbettiğini ne kadar güzel anlatmış. Çocuk sevgisi, yürekleri merhamet ırmaklarında yıkayan sihirli bir olgudur. Bir tanıdığım, “İlk çocuğum doğduğu andan itibaren merhamet duygum arttı. Hem de şaşılacak derecede. Örneğin, daha önce yavru köpeklerin farkında bile değildim. Ama dün bir yavru köpek ezilmesin diye trafiği durdurdum. O yavru köpeği alıp güvenli bir yere koydum. Çocuğumun doğuşuyla gelen bu merhamet, mucize değildir de nedir?” demişti.

Evet, çocuklar şahit olduğumuz en büyük mucizedir. Dünyaya geldikleri andan itibaren anne ve babalarında şahit olunan değişiklikler ise başka bir mucizedir. Her çocuk bir mucizedir. Dünyaya sunulmuş bir hediyedir her çocuk…

Çocuğunun kılına zarar gelse yüreği parçalanır bir annenin. Onu korumak için kendini heba eder. Bir baba, evlatlarının geleceği için çırpınıp durur. Onları korumak adına tedbir üstüne tedbir alır. Hayata en işe yarar ekipmanlarla başlaması için türlü türlü eğitimler aldırır. Bir anne bir baba evlatlarının ölümünü düşünmek dahi istemez. Ölüm ile evladının isminin aynı cümlede telaffuz edilmesine bile tahammül edemez. Öyle bir cümle ile karşılaştığında “Allah korusun.” duası, anında dökülür dillerinden.

Bir çocuk, en kurak gönülleri bile yeşertir. Hayatının son demlerini yaşayan bir dedenin, bir ninenin kuruyan gönül dallarına çiçekler açtırır bir çocuk. Kuruyan dallardan meyveler toplattırır dedesine, ninesine bir çocuk… O ninenin ve dedenin merhameti öyle celbeder ki dualar ederler, “Bizim ömrümüzden al torunumuzun ömrüne ekle Allah’ım.” diye.

Bir çocuk, aileleri yeşertir. Bir çocuk dünyayı yeşertir. Bir çocuk nesilleri yeşertir. Dünya yaşamaya değer bir hâl alır çocukların gelişiyle. Bir çocuk gülerse dünya güler! Kâinat güler! Bir çocuk ağlarsa melekler ağlar! Bir çocuk, hunharca öldürülürse… Kâinat ölür! Merhamet ölür! Gelecek ölür! Bir çocuk öldürülürse… Geride kalan her şey ruhaniyetini yitirir! Ruhaniyetin olmadığı bir dünya madde çöplüğüne döner. Bir çocuk öldürülürse…

Elimizi vicdanımıza koyup düşünelim ne olur. Gazze’de bombaların altında hunharca öldürülen çocuklardan biri bizim çocuğumuz ya da torunumuz olsaydı, ne hissederdik? Hemen “Allah korusun.” dediniz değil mi? Evet, Allah korusun. Bütün çocukları Allah korusun. Çocuklar, açlıktan ölmesin! Çocuklar, bombaların altında can vermesin!

Elbette, Gazze’de ve dünyanın birçok yerinde açlıktan ve savaşlarda ölen çocuklara hepimizin içi yanmakta. Onlar için hepimiz dualar etmekteyiz. Ancak yapılacakların dualarla sınırlı olmadığını hepimizin artık kabul etmesi gerekiyor. Evet, boykottan bahsediyorum. Geçtiğimiz günlerde bir tanıdığım gurbetten gelirken annesine bazı hediyeler getirmiş. Getirdiği hediyeleri bizlerin ve evlatlarının önünde verdi. Mutlu mutlu hediyelerini verirken “Birçok ürün indirime girmişti. Bunlardan anneme de alayım diye düşündüm.” dedi. Annesine hediye olarak getirdiği ürünlerin çoğu boykot ürünüydü. Bu kişi boykot ürünlerini bilmiyordu. Kendimi tutamadım, “Bu ürünler biz almıyoruz diye indirimde. Biz bu ürünleri boykot ediyoruz.” dedim. Bakıştık… Sessizlik oldu… O sessizlikte dahi kim bilir kaç çocuk can vermişti.

Evet duygusalız ama duyarlı değiliz. Evet, o çocuklar için göz yaşı döküp dua etmekteyiz. Ancak o çocuklara atılan bombalarda parmak izimizin olmasına aldırış etmeden boykot ürünlerine elimiz uzanmakta…

Gazze’de yaşanan soykırım başlayalı neredeyse bir yıl olacak. Her gün çocuklar ölmekte. Bir tarafta savaş bir tarafta açlık, Gazze’deki çocuklar ezildikçe ezilmekte. Çocukların dermanı kalmadı! Hiçbir şer için değilse bile o çocuklar için harekete geçelim artık. Boykot ürünlerini almak bir tarafa elimizi dahi sürmeyelim o ürünlere. Çocukların üzerine atılan bombalarda artık parmak izimiz olmasın… Üzerinde parmak izlerimizin olduğu bombalarla ya bizim çocuklarımız öldürülseydi… Ya o çocuklardan biri bizim çocuğumuz olsaydı… Yine de alır mıydık o ürünleri?

Çocuk ve savaş kelimelerinin aynı cümlede yer alması çok acı, değil mi kıymetli dostlar? Lakin Gazze’deki ve daha birçok yerdeki çocukların, savaşın dikenli kollarında can verdiği gerçeği çok daha acı…

Saygılar, sevgiler.


[1] Ârif Nihat Asya, Kökler ve Dallar, Ötüken Yayınları, Sayfa 9