Duyarlı çocuk yetiştirmek…

İnsanın her davranışının arkasında mutlaka bir duygu süreci vardır. Merak ettiğiniz için öğrenir, mutlu olduğunuz için tebessüm eder, üzgünseniz eğer ağlarsınız.Anlayacağınız duygularımızla varız ve ancak onlarla yaşadığımızı hissederiz.
Peki ya duygularını ifade edemeyenler, iç dünyası ile davranışları çelişenler? Hepimiz biliyoruz ki bu insanlar günün birinde psikiyatri polikliniklerinde ya tedavi görüyor. Ya da duygularını bastırarak bu dünyadan yanlız olarak göçüyor diyelim. Tabi ki herşey dengede güzel ifrat ve tefritten burada da kaçınmak lazım.
Çocuklarımızın olduğu gibi, görünen ya da göründüğü gibi olan bireyler olarak yetişmesi bu anlamda çok elzem.
Riyasız, doğal ve dürüst…
Bu sebepten yavrularımızın kendilerini ifade etmelerine fırsat vermeliyiz. Sevinen çocuk dilediği gibi kahkaha atabilmeli, öfkelenen ise bunu dışa vurabilmeli. Tabi ki eline geçeni fırlatsın demiyorum mühim olan size kendisini ifade etmesi.
Hakarete uğrayarak ağlayan bir çocuk için ‘sus kes sesini, ağladığını görmek, duymak istemiyorum’ demek o çocuk için ne kadar acı verici bir durumdur.
Kuşu vefat eden bir çocuğa baş sağlığına giden peygamber efendimiz her konuda olduğu gibi bu konuda da bize ne güzel örnektir.
Çocuğun duyguları değişmeden davranışı değiştirmek malesef ki onu iki yüzlü yapar. Önemli olan davranışa kökenlik eden duyguların değişmesidir. Bu durum da ancak çocukla eşit düzeyde kurulacak bir ilişkiyle ve çocuğun o davranışı kabül etmesiyle mümkün olur.
Şunu söylemem gerekir ki çocuklarımızın ileride yaşayacakları olaylar karşısında olumlu duygular yaşayabilmeleri geçmiş tecrübelerine bağlı. Geçmişteki hatıralarımızı bizlere hatırlatan davranışlar değil, yaşattığı duygulardır. Bu sebepten sözler unutulsa da duygular kalır hafızamızda.
Hepimiz yaşadığımız anıların bir ürünüyüz.Öğrendiklerimiz, tecrübe ettikleriniz, olaylar karşisinda verdiğimiz tepkiler biz biz yapan olgular.
Çoğu davranışımız yaşantılarımız sayesinde alışkanlık haline getirdiklerimiz. Belki de çocukluğumuzda öyle baskılar yapılmıstır ki biz de çıkış yolunu fazla düşünmeden yalan söylemek de bulmuşuzdur. Belki başkasının gıybetini yaptığımızda onure edilmişizdir. Ya da çevremizde bir Allah’ın kulu namazı önemsememiş, bize namazı hatırlatmamıstır.
Yani çocukluğumuzda öğrendik cimriliği, çocukluğumuzda öğrendik masum hayvanlardan korkmayı ve çocukluğumuzda öğrendik bize saygı duyulmadığı için saygısızlığı…
Biz ne yaşatıyorsak, onu alıyoruz sadece yavrularımızdan…
Büyüklerin duyarsızlığı geleceğe iz bırakıyor. İnsana, hayvana, çevreye ve Yaratıcı’ ya olan duyarsızlık…
Ve kendimiz gibi yetiştiriyoruz neslimizi…
Çevremizde gelişen iyi ve kötü olaylara, kitaplara, yardıma ihtiyacı olanlara, arkadaşlıklara, dinimizle alakalı meselelere duyarlı olmak zorunda anneler. Popüler kültür hele ki günümüzde o kadar acımasiz ki… Her kötülüğün evin içerisine kadar girdiği günümüzde ellerimizden kayıp giden evlatlarımızın hesabı gerçekten zor olacak.
Bu sebepten diyorum ki önce biz düşenin elinden tutalım, bir tas süt koyalım kapı önüne, namazlarda imam olalım ailemize.Her daim doğrunun yanında olalım ve konuşalım yavrumuzla duygularımızı, birlikte yaşayalım hayatı…
Baki muhabbetle dostlar…