Mesleğin saygınlığı ve onuru kaldı mı?



Geçtiğimiz hafta bu köşeden 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla mesleği yazmıştık.

Bu hafta daha özel ve onur duyulası bir gün nedeniyle yine sizlerle mesleğe dair birkaç satır aktarmak istiyorum.

97 yıl önce bir grup gazeteciyle birlikte Kocaeli Kasr-ı Hümayın’da ilk ve tek basın toplantısını düzenleyen isim Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tü.

Hem mesleğimiz, hem Türkiye açısından oldukça önemli olan bu özel gün her yıl Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti tarafından 16 Ocak Basın Onur Günü olarak kutlanılır.

Bu yılda öyle oldu. Yine Tren Garı’na gidildi, Atatürk anıtına çelenk bırakıldı ve Kasr-ı Hümayın’da program düzenlendi. Akşamına da meslektaşlarımızla birlikte Kocaeli’de düzenlenen baloda bir araya geldik.

Ben programda emeği geçen Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti başkan ve yönetimini kutluyorum. Bizlere oldukça güzel anlar yaşattılar.

Fakat ‘gazetecilik mesleği’ bizim 16 Ocak’ta yaşadığımız güzellikler kadar iyi bir yere gitmiyor.

Gazetecilik tarih boyunca en çok övülen ve aynı zamanda en çok eleştirilen meslek olmuştur. Eleştiriler, gazetecilik mesleğinin saygınlık kazandığı 19. Yüzyılın sonunda bile durmadı. Şuan halen durmuş değil.

Bugün geldiğimiz noktada ise gazeteciler artık sadece eleştirilmiyorlar, türlü baskı ve zor şartlar altında haber üretmeye çalışıyorlar. Haber için gittiği ve tek amacı haber yapmak olan gazeteciler tehditlerle, saldırılarla karşılaşabiliyor.

Ben medya ve gazetecilere duyulan bu istikrarlı nefretin sorgulanmaya değer bir durum olduğunu düşünüyorum. Bu sorgulamayı da ilk olarak kendimiz, yani bu sektörün içerisinde olan kişiler yapmalılar.

Bugün medyada yer alan haberlere olan güven duygusu her geçen gün azalıyor.

Çevremizde bulunan birçok kişi gazetelerde yazılan, televizyonlarda yayınlanan haberlere inanmadığını söylüyor. Medyada bir kaç isim ortaya atarak ‘şantaj haberciliği’ yapıldığını dile getiriyor.

Gazeteciliğin bazı kişiler tarafından bir güç olarak kullanıldığını, bazı kişilerin kalemini habercilik için değil ‘insan eti yemek’ için bir kılıç gibi kullandığını ifade ediyor.

Zaman zaman isimler değişiyor ama bu iddialar hiç değişmiyor. Aksine gazeteciler içerisinde de en çok konuşulan konular arasında her daim yerini alıyor.

Karşı karşıya kaldığımız bu durumla ilgili, “Güvensizlik ilgisizlikten her zaman iyidir” diyerek kenara çekilemeyiz.

İyinin, kötüden ayrıştırılması gerekiyor.

Eğer bu mesleğin saygınlığı ve onurunu küçük düşürücü davranışlarda bulunan var ise bunların meslek örgütleri tarafından ifşa edilmesi gerekiyor. İyiler ile kötülerin aynı gemide olduğu bir dünyada doğacak zararı herkesin karşılaması kabul edilebilir bir durum değildir.

İşini düzgün yapan, sadece Türkiye Cumhuriyeti hukuku değil, vicdan hukukunu da dinleyerek üretmeye çalışan, evine ‘helal’ yolla ekmek götürmeye çalışan gazeteci ile bu mesleğin gücünü bir kılıç gibi kullanan, istediğine sallayan gazeteci bir olur mu hiç?

Olmaz. Olmamalı.

Son olarak AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ın meslekle ilgili olarak, “10 yıllık gazeteciler ile 10 günlük gazetecileri aynı kefeye koymamalarını ve basın sektöründe alın teri dökenlerle, kendisine gazetecilik süsü verenleri aynı statüde görmemeleri gerekiyor” şeklindeki açıklamasını sizlerle paylaşarak son vermek istiyorum.

Ben bu yazıda sadece yorumlarımı paylaştım. Yazımın başlığında sorduğum, “Mesleğin saygınlığı ve onuru kaldı mı?” sorusunun cevabını siz değerli okurlarıma ve meslektaşlarıma bırakıyor. Konuyla ilgili düşüncelerinizi öğrenmek istediğimi belirtmek istiyorum.