ÖLÜM, PARA, ŞİİR VE BİR LİRA

Her ağızda, her telde, fânilik dırıltısı
Sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı…[1]

Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in “Şarkı” isimli beyti, ölüm üzerine dudaktan ruha aksetmeyen bütün konuşmalarda aklıma gelir. Ne çok konuşur insan ölümü. Bildiği, gördüğü bir şeyden bahseder gibi ne kadar kolay “Ölüm” der. Oysa ölüm ve ötesi muammadır. Ölüm işine karıştırmaz fânileri. En sevdiği yanı başında can çekişirken elinden hiçbir şey gelmeyen bilir, ölümün kimseyi işine karıştırmadığını… Azrail canını aldığı kişiye ölüm şerbetini içirirken yanındakileri çaresizlik ummanlarında nefessiz bırakır. Sevdiği kollarında can veren kişilerin, ölüm hakkında konuşurken yüreklerinden yanık kokusu gelir. En iyi onlar bilir hayatın kıymetini. En iyi onlar bilir yanındaki insanın değerini. En iyi onlar bilir zor zamanları mutluluğa çevirmeyi. En içten onlar söyler hayatın boş olduğunu. En değerli şeyin insanlık ve mutluluk olduğunu…

Hayatların merkezine oturan para hakkında konuşalım mı biraz? “Ölümü konuştuktan sonra para ne alaka?” demek geldi içinizden değil mi? Ölümün gerçekliği karşısında para anlamını yitirir. Öyle yitirir ki saçmalık gibi gelir. Tıpkı ölümü konuştuktan sonra birden parayı konuşmak gibi…

İşte ölümü gerçek anlamıyla idrak edenlere de öyle anlamsız gelir para. Ölümü idrak edenlerin nezdinde para sadece araçtır. Dünyada geçimini sağlayacak bir metadır. Aslında derinlerde bir yerde herkes için öyledir.

Bu konuya bir de şu yönden bakalım. Şiir en çok ne üzerine yazılır? Sevilen, özlenen, korkulan, ihtiyaç duyulan şeylere, iç dünyaları coşturan duygulara yazılır. En çok aşk üzerine şiir yazılmıştır. Sonra yalnızlık, anne, baba, ölüm, milli duygular derken uzayıp gider bu liste. Çiçeğe, kelebeğe, böceğe, ata bile methiyeler sunan şiirler vardır. Peki siz paraya methiyeler düzen bir şiir gördünüz mü? En güzel kelimeleri para için kullanan bir şair gördünüz mü? Parayı konu alan bir şiir varsa içi sitem yüklüdür. Bu sebepler bir önceki paragrafta söylediğimizi doğrulamaktadır. Aslında para derinlerde bir yerde herkes için geçimini sağladığı bir metadır. Aslıda içinde para sevgisi olan kişiler kendilerini buna mecbur hissederler. Geçim aracı olan paranın amaca dönüştürülmesinin altında bu mecbur hissetme duygusu yatmaktadır. İnsan zamanla araçla amacı karıştırmıştır. Ölümü gerçek manasıyla idrak edenler amaçla aracı asla karıştırmazlar. Ölümü gerçek manasıyla idrak edenlere mutlu olmak için bir lira bile yeter.

Çok sevdiğim bir büyüğüm bir lira ile bir ay mutlu olduklarını tebessüm ederek anlatmıştı. Gençlik yıllarında maddi sıkıntı çektikleri bir dönemde ceplerinde sadece bir liraları kalmış. O bir lirayı hiç harcamıyorlarmış. Bir ekmek parası bile değilmiş. Eşi ile her akşam bir lirayı masaya koyup “Bir liramız var daha ne olsun?” diye şakalaşıyorlarmış. O bir ay bir lira ile geçmiş. Ama bir kere bile paralarının olmadığına üzülmemişler. Çünkü hayatı ve ölümü gerçek manasıyla idrak ediyorlarmış. Çünkü onları mutlu eden para değil sevgileriymiş.

Hayatta gerçekten neyin değerli olduğunu ölüm, para, şiir ve bir lira ile anlatmaya çalıştık. Ölümü idrak ederek yaşamak, zor zamanları mutluluğa çevirmek, yanındakinin kıymetini bilmek çok değerlidir.

Saygılar, sevgiler.


[1] Necip Fazıl Kısakürek, Çile, Büyük Doğu Yayınları, 2002, Sayfa 110