Özsaygı mı? Özgüven mi?

Özgüven, kısa bir tabirle kişinin kendisine verdiği değer olarak tanımlanabilir. Kişinin  bir işi yapabilme yetisinin kendisinde var olduğunu kabül etmesi ve bu yetiyi kullanma gücünü kendinde hissetmesidir.

Bazen özgüven, özsaygı anlamında da kullanılabiliyor. Yalnız aralarında ince bir çizgi vardır. Biri içsel olgularımızla oluşurken, diğeri daha çok dışsaldır.

Özsaygı bu anlamda daha değerli ve daha kıymetli aslında. Bana sorarsanız yaratılıştan gelen bir değerlilik hissi olarak düşünenlerdenim. Sarayda olmakla,  çadırda olmak arasında fark görememek gibi…

Değerliliğin dışsal değil içsel dinamiklerle oluşması, kişinin kendi benliğiyle ruhuyla barışık olması…

Bu duygu özsaygının temelini oluşturuyor. Kişi bu içsel dinamiği kendinde hissetmediği zaman kendini tabiri caizse hor görüyor ve problem çözmede de sorunlar yaşıyor.

Özsaygı insanın kendisine olduğu kadar başkalarına ve yaşadığı hayata da saygı duymasını sağlar. Peki geliştirilmeli midir? Evet geliştirilmelidir. İnsan tecrübesini sürekli geliştirir ve bunu yaşamında kullanırsa hayata dair olumlu bakışı ve özgüveni de artacaktır.

Peki çocuklarımızı biz bu yönde nasıl geliştirebiliriz?

Bu zamana kadarki tecrübelerimle şunu söyleyebilirim ki; gerçek bir özgüven istiyorsanız çocuklarınıza sevginiz koşulsuz olmalı. Asla ve asla onu sevginizden mahrum etmekle cezalandırmayın ya da tehdit etmeyin.

Bir de her iyi veya kötü davranısını ödüle ya da cezaya bağlamayın. Doğal olun içinizden geldiği gibi…Eviniz ne bir kışla ne de bir okul…Siz anne ve baba olun sadece. İlgili ve tecrübeli anne baba…

Demek istediğim çocugunuz yemeğini çikolata için yemesin odasını onu dısarı cıkartmadığınız  için toplamasın. Bunların bir gereklilik olduğunu bilsin ve kendi içsel dinamikleriyle yapsın. Çocuğa, ödülü kaybetme korkusu yaşatmak ya da ceza ile suçlu muamelesi yapmak kendi iç dinamikleriyle huzurlu bir şekilde kendini yaşamasına izin vermemek ne kadar sağlıklı olabilir ki. Bunu kendimden de biliyorum. Ne zaman bir şiir yarışması olsa katılmak ister,  bunun bir yarışma olduğunu düşündükçe ikinci satırda kağıdımı yırtar vazgeçerim. Şu var ki kaygısız zamanlarda yazdığım sadece duygularımın dile geldiği çok güzel şiirlerim de oldu.

O minik yürekleri kaygılandırmaya ve içlerindeki başarma mutluluğunu azaltmaya hakkımız yok diye düşünüyorum.

Bu konuda yalnış anlaşılmak istemem. Ödül veya ceza vermeyin demek çocuğunuza hiç hediye almayın onu takdir etmeyin ya da hiç bir davranışını sınırlamayın demek değildir. Sevilmek, saygı duyulmak, takdir edilmek her bireyin hakkı olduğu gibi her çocugun da hakkıdır ve bu doğal yaşanması gereken bir süreçtir. Çocugunuzun güzel bir iş basardığını gördüğünüzde siz de en az onun kadar mutlu olun ve mutluluğunuzu belli edin ki coşkusu bir kat daha artsın.

Mühim olan paylasmaktır canlar. Unutmayın ki fazla maddi ödüller yavrularımızı doyumsuzluğa itiyor ve bir zaman sonra ödüllerin bir anlamı kalmıyor. Bir de bakmışsınız farklı rüşvetler teklif eder olmuşsunuz.

Bir zaman 13-14 yaslarında bir genç kızın annesiyle yaptıgı şu konuşmaya şahit olmuştum.Yorumu size kalsın…

-Kızım evi süpürür müsün?

-Süpürürüm ama 4 tl alırım.

-4tl çok değil mi?

-Hayır zaten geçen bılaşıkları da yıkamıştım. Daha ondan 5 TL borcun var.

Son olarak daha net bir ayrım için diyorum ki;

Sağlıklı Özgüvenli Bir Birey;

-Başarıları takdir edilmiş.

-Dinlenmiş, iletişim kurulmuş, ilgilenilmiş.

-Saygı görmüş, kişiliğine değer verilmiş.

-Yapabilecekleri konusunda yönlendirilmiş.

-Katıldığı faaliyetlerde başarılı olmuş.

-Seçenekler sunulmuş.

Düşük Özgüvenli Bir Birey;

-Olumsuz eleştirilere maruz kalmış.

-Görmezden gelinmiş, azarlanmış.

-Aşağılanmış, küçük görülmüş.

-Her zaman mükem olmuş.

-Seçenekler sunulmuş.

-Düşük Özgüvenli Bir Birey;

-Olumsuz eleştirilere maruz kalmış.

-Görmezden gelinmiş azarlanmış.

-Aşağılanmış, küçük görülmüş.

-Her zaman mükemmel olması beklenmiş.

-Katıldığı faaliyetlerde başarısız olmuş.

-Baskı yapılmış, kısıtlanmış.

Kalın sağlıcakla dostlar…Baki muhabbetlerimle…