SONA GELİRKEN…



SONA GELİRKEN…

Kıymetli bir büyüğüm;

“Kıyamet ile ilgili hadislerde zaman değil,olay bildirilir. Şu olmadan kıyamet kopmaz gibi!Bize düşen çıkacak alametleri geciktirecek bir duruş ” demişti. 

 Nakledilen metinlere göre kıyamet alâmetleri şöyle gelişecektir:

Kur’an’ın önemi insanlar tarafından unutulacak,namaz kılınmayacak,emanete riayet edilmeyecek,faiz helâl sayılacak,seviyesiz ve şahsiyetsiz kişiler yönetici olacak,ebeveyne isyan edilip beyler hanımların emrine girecek,toplumlar geçmişlerine lânet okuyacak,akşam mümin olarak yatan kişi sabah kâfir olarak kalkacak,yöneticiler insanlara zulmedecek,şerrinden korkulan kimselere itibar edilecek, ticareti dürüst olmayan gruplar ele geçirecek,mescidler süslenmekle birlikte ibadete önem verilmeyecek,erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla yetinecek,kadınlar sosyal konum açısından ön plana çıkarılacak ve erkekler kadınlara benzemeye çalışacak, açıklık yayılacak, hayasızlık çoğalacak,cihad ve irşad faaliyetleri terkedilecek,sadece din dışı ilimler öğrenilecek,kader inkâr edilecek ve yıldız falına inanılacak, liderliğe elverişli kimseler azalacak, âni ölümler çoğalacak, cahiller, aynı zamanda dürüst olmayan zâhid ve sûfîler türeyecek, akrabalık bağları kesilecek, yalancılar tasdik edilip doğru konuşanlara itibar edilmeyecek, kitapların sayısı artacak, yağmurlar ve yıldırımlar çoğalacak, madenler yok olacak. (İbn Kesîr, I, 21, 178-179; Berzencî, s. 70-75; Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî, II, 78, 293; Yûsuf b. Abdullah el-Vâbil, s. 179-235).

(islamveihsan.com’dan alıntı…Küçük ve büyük alametlerine dair ilgili kaynaklardan daha detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.)

Son dönemlerde yaşanan pek çok olay ve afetler sebebi ile “kıyamet çok yakın” diye kurulan cümleler kulağımıza çalınıyor.Taciz,tecavüz,hırsızlık gibi ahlâkî sorunlar tırmanışta!Son yaklaşırken insan isyanını mı arttırır, yoksa pişman olup kendini düzeltmeye mi çabalar?Cümlelerim yine aynı inanca sahip olduğumuz dostlara elbet! Aynı gemide,aynı sona doğru yol alıyorsak,hep beraber kanayan yaraları tamir etmeliyiz. Yukarıda  sıralanan listede olmayan yok gibi!Örneğin;son dönemde “cinsiyetsiz toplum” konusu çokça gündemde.Bunun yanısıra cinselliğin mahremiyet sınırından çıkarılmış olmasının güvensizlik ve korkusunu hem kendimiz,hem neslimiz,hem de elbetteki ümmet-i Muhammed adına yaşıyoruz.

Aksaklıkları görünce düzelmesi adına yapabileceklerimize odaklanmak gerek. “Vah tüh” ile istediğimiz mutlu sona ulaşmak mümkün değil! Biz günahkâra değil,günaha düşmanız! Günahkâr tevbe eder,tevbe kapısı hep açık çünkü…Ancak günah,kendinden kaçılmadıkça her an bulaşma riski taşır. Bu nedenle insan,günahtan düşmandan,salgından kaçar gibi kaçmalı ki,korunabilsin.

Evet ne yapabiliriz kısmına gelelim;

Öncelikli olarak sosyolog ve psikologlar, cinsel sapma ve mahremiyet bilincinin sosyal/psikolojik yönlerini anlatırken,din adamları da manevi ve dinî boyutunu kafalardaki karmaşayı sonlandıracak nitelikte tebliğ etmeli. Devletin ilgili kurum ve kuruluşları çalışmaları güçlendirirken,halk olarak biz de “herkes tercihini yaşar” umursamazlığından kurtulup omurgalı bir tutum sergilemeliyiz.Aile hayatına dair yapılan pek çok eğitimleri sadece talip olanlar arayıp bulurken, asıl ihtiyacı olanlar bu konuda gelişimden uzak kalıyor. Evlilik öncesi gençlere,özellikle ciddi/kapsamlı evlilik okullarını şart koşmak,ruh sağlığı kontrollerinin yapılması hususunda ilgili makamların harekete geçmesi faydalı olacaktır. İnsan yaşadığı toplumun din,örf ve kültürü ile şekil alır.Hiçbir kaba konulmayan su,sel gibi akar ve zayi olur.Bu sebeple ait hissettiğimiz/kabul ettiğimiz öğreti ne ise onun kurallarına uymak elzemdir.Eskilerin deyimiyle “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz.”Hangi zihniyette olursanız olun “insan kalmak”,insanın şeref ve haysiyetine zarar verecek tavırlara tepki vermek ,yanlışta olanın elinden tutup doğru yolu göstermek özgürlüğün ta kendisidir. 

Bu konuların yanında yine siyasî konular üzerinden,genç neslin kocaman öfkesine,kinine daha çok şaşırıyorum.Yakın tarih bilgilerine göz kapatıp kulak tıkamakla olmuyor bazı şeyler. Büyüklerimin Menderes (rahmet olsun) döneminden bahsederken,konunun hassasiyetine binaen hak ve adalet duygularımın terazisi hassas çalıştığından onları anlıyorum.Ancak sonraki nesil olarak  bizlerin yaşadığı baskılar,ortalama 2000li yıllarda doğanlar tarafından algılanamıyor.Çünkü ülkenin rahata ulaştığı,özgürlüğün hissedildiği dönemlerde çocuk ve genç oldular.Son dönemde yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeni ile de isyandalar! Hiçbir problem kalıcı değildir,elbet geçer.Ancak küfretmek,aynı ideolijide olmadığın kesime hakaret etmek çözüme değil,kaosa kapı aralar.Mevcutta olan sosyal ve siyasi problemlere çözüm konusunda,hep birlikte üretmek gerek. Yoksa kimseye faydası olmayan çekişme,düşmana kapı aralar.Sağ ve sol kesimin bir araya geldiği hiç mi aile,arkadaş grubu vs.yok!Elbette var.”Siyaset konuşmayalım lütfen” deyip işin içinden çıkılıyor.Siyaset konuşurken,hakaret için değil de çözüm için konuşalım meselâ. Efendimiz “istişarede bereket vardır” buyurmuştur. Farklı bakış açıları ile çözüm zenginleşir.

Şimdi çözüme yürümeden önce  şunları  soruyorum dostlar;

-Cinsiyetsizliğin faydası var mı?

-Cinsel sapmalar konusunda ciddi psikolojik/sosyolojik/dinî çalışmalar ve tedavi var mı?

-Kadın cinayetlerinin arka plânındaki problemleri çözüme ulaştırmak adına neler yapıldı?

-Böyle adalet olmaz! Sağlık berbat! Yol yapmakla olmaz! gibi söylemlerle sadece olumsuza odaklanmak,çözüme katkı sağlıyor mu? Yaşananlara objektif bakabiliyor muyuz?

-Müslüman olarak  Kur’an ve sünnete ne kadar hakimiz?

-Namazsız din olur,tesettürle ilgisi olmayan giyimleri üzerine bir eşarp ya da şal atıp meşru hâle getirebiliriz,faize başka isim bulup müslümanımsı hâle getirelim,helâl/haram değil de mizaca göre beslenelim vs. safsataları ile daha ne kadar “bence dininin” kölesi olunacak?Getirdiği sonuçları beğeniyor muyuz?

-Cinsellik/aşk, mahrem sınırları severken,etrafındaki nikâh kalkanını kaldırmak ve hayvanî bir şekilde ortada yaşanır hâle getirmek özgürlük müdür,ahlâkî çöküntü müdür?

-Herkesin arzusu ülke selâmeti ise,partizan grupların tavrı bu amaca hizmet ediyor mu?

Daha sorulacak pekçok soru var.Önemli olan çözüme yönelmeden farkındalığı yükseltmek…”Bir gemide yol almıyoruz sizinle” yazmış bir genç!Elbette bir gemide yol alıyoruz.Aynı vatan toprağında,aynı bayrak gölgesinde yaşıyorsak önceliğimiz farklılıklara rağmen uyumla yol almak…Şimdi dünya son bulmadan biraz kendimize,tavrımıza,kalbimize bakma zamanı. Hangi amaca hizmet ediyoruz varlığımızla,duruşumuzlaKıyamet elbet kopar birgün,dünya son bulur.Önemli olan herşey bittiğinde bu dünyadan ebedî âleme ne götürdüğümüz,ne ile anıldığımız…Sosyal,siyasî,ideolojik seçimimiz ne olursa olsun, insanın haysiyetine  yaraşır bir ömrümüz olsun inşallah…

Baki hürmet ve dua ile…